lebron james shoespaul smith shoesdior sunglassesmarc jacobs handbagslouboutin shoespandora braceletscheap designer handbagsbandage dressralph lauren polotory burch sale

Basaran PRESS

ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

Reklam


 

Dananın kuyruğu...

Yusuf Kanlı

04 Temmuz 2011, 00:06

Yusuf Kanlı

 

 

 

 

Sizce ne olacak?

Doğrusu ben “karamsarım” demeyeceğim ama çok da “umutluyum” diyemem.

Ne olacağı belki de ilk kez Kıbrıs dışı bir faktöre bağlı…

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon ne yapacak, ne diyecek?

Genel Sekreterlik personelinin Kıbrıs özel danışmanı Aleksander Downer’in katkılarıyla hazırladığı, benim de iki hafta önce yazdığım, birisi üçüncü adımda “buraya kadar bu iş” kapısından, birisi de nihai beşinci adımda “Haydi çözüm planı son detayları için önce uluslararası konferansa sonra da eş zamanlı için referandumlara” çıkış kapılı yol planını genel sekreter Rum tarafının tüm itirazlarına rağmen masaya koyabilecek mi?

Yoksa, “Ben zaten genel sekreterliğe tekrar seçildim, niye adımı tehlikeye atayım, Kıbrıs için niye kendimi riske sokayım” deyip görüşme sürecinin sürer gibi devam etmesine ama fiiliyatta ölmesine göz yumar mı?

Downer’den hem Rum tarafı hem de Türk tarafı duruma ve konuya bağlı olarak değişen derecelerde şikayetci. Türk tarafından birçok önemli pozisyondaki yetkili Downer’in bir türlü Kıbrıs konusunu öğrenemediğini, basit ve saçma hatalar işlemeye devam ettiğinden şikayet ediyor. Rum tarafı ise malum sekreter fiyaskosu sonrasında aleni olarak Downer’e saldırmamaya özen göstermekte ise de en azından diplomatik temaslarda BM genel sekreterinin Kıbrıs özel danışmanının “bir halttan anlamayan” ve “Türk tarafının tezlerini desteklemeye meyil eden” bir çizgi izlediği şikâyetleri yapılıyor.

Bizans siyasetinin mirasçısı unvanını almaya layık Kıbrıs’ta, hele de Kıbrıs konusu gibi kimin haklı kimin haksız olduğu nereden bakıldığına ne zaman bakıldığına bağlı değişken olan bir konuda arabuluculuk veya görüşmelerde kolaylaştırıcılık rolü oynamak öyle hiç de kolay bir iş değil… Downer’e haksızlık etmemek lazım…

İyi de, ne olacak Perşembe günü adanın iki halkının, iki devletinin, iki toplumunun – hangisini beğenirseniz – liderleri Cenevre’de Genel Sekreter Ban Ki-moon ile yemek ve sonrasında dört saate yakın görüşmelerinde?

Ankara’da kimse konuşmuyor… “Bu iyiye delalet değil” diye kesip atamayız. Aksine, Ankara’da bir konuda sessizlik varsa o konuda önemli hazırlıklar olduğu varsayılabilinir. Bu durumda “karşı takımda neler oluyor”a bakmakta, oradan bazı emareler elde edip Ankara’yı o emareler ışığında değerlendirmekte yarar var.

Geçen hafta yazdım… Karşı takımda Maraş beklentisi var… Başka, mal-mülk meselesinde sanki Türk tarafından yeni öneri olacakmış gibi bir umut var. Başka, bilhassa iç güvenlik gibi detay konularda öneri sunmayı marifet sayan Rum kesimi ile Kıbrıs Türk tarafı çaktırmadan yönetim ve güç paylaşımı başlığında “neredeyse” anlaşma aşamasına gelmişler, küçük birkaç pürüz kalmış…

Cenevre’deki 7 Temmuz buluşması önemli arkadaşlar… Kim, Cenevre’den bir şey çıkmayacak derse inanmayın, yalan söylüyor, ya da bilmiyor işkembeden atıyor…

Çünkü, Cenevre’den bir şey çıkmaması bile çok önemli bir şeydir… Sonuçsuz kalan Cenevre görüşmesi Kıbrıs’ta çok yakın zamanda yeniş bir dönemin başlayacağının habercisi olacaktır. İyi mi olacaktır, kötü mü olacaktır? Nereden baktığınıza bağlı…

Doğru konuşacak olursak Türkiye’nin Avrupa Birliği süreci çıkmaz sokağa girdi. Esasında bu sokak çıkmaz sokak değil ama sokağın uçuna Kıbrıs heyelanı çöktü, çıkmaz sokak oldu. Bu heyelanın kaldırılması, sokağın açılması lazım. Bu hem Avrupa’nın hem de Türkiye’nin çıkarının gereği.

Ancak, bazı kısa görüşlü, dönemsel çıkarları uzun vadeli çıkarlara yeğleyen sığ politikacılar, Makyavellin bir tarzla ve Kıbrıs sorununu da kullanarak Türkiye’ye karşıtlık yaparak siyasi ikbal sağlayacaklarına inanmaktadırlar. Kıbrıs sorununun şu veya bu şekilde çözüm yoluna girmesi bu siyasi cücelere ciddi sıkıntılar yaratacaktır. O nedenle durup dururken Rum tarafı ziyaret edilip kel alaka destek beyanları falan verilmekte, her türlü çılgınlık sergilenebilmektedir.

Ancak, Türkiye’nin Batı dünyası için stratejik önemi AB’nin stratejik çıkar algılamasından da öte önemdedir… Diğer bir deyişle, AB-Türkiye ilişkileri ve Türkiye’nin AB üyeliği sadece AB’ye bırakılamayacak kadar büyük önem taşımaktadır.

AB’nin içinden geçmekte olduğu bunalımlı dönemde ve bilhassa Yunanistan’ın derin bunalımı, gerek Türkiye’nin AB sürecinin gerekse Kıbrıs sorununun çözülmesinin hem adadaki iki halka, yeni devlete hem de Yunanistan ve Türkiye eksenli AB ekonomisine katkısı büyük olacaktır.

Zaman daralmaktadır. 1 Temmuz 2012’de Rum yönetimi AB dönem başkanı olacak ve zaten başlık açılamama yani fiili durma dönemine giren Türkiye AB süreci resmen duracaktır. Demek ki çözüm için önümüzde – ki genel sekreterin beş basamaklı yol planı da aynı vurgulamayı yapmaktadır – sadece 8-9 aylık bir süre kalmaktadır. Yine Kıbrıs sürecini yakından takip eden diplomatik kaynaklara göre gerek genel sekreter gerekse danışmanı Downer “siyasi niyet olması durumunda, uluslar arası konferans ve referandumlar dâhil Kıbrıs sorununun tarih olması için sekiz ay yeter de artar bile” görüşündedirler.

Top taraflar arasında kırk yıldır gidip geliyor. Şimdi top genel sekreterde… Oyunu bu kez o kuracak…

Nasıl kurarsa kursun, bu kez dananın kuyruğu kopacak… Gelinen noktada seçenekler ya birlikte yaşamı öngören çözüm ya da resmen boşanma… Dikkat ederseniz mevcut durumun devamı artık seçenek değil.

Bu haber 634 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Rauf R.Denktaş

Rauf R.Denktaş YOLUN NERESİNDEYİZ?

Şinasi Başaran

Şinasi Başaran UBP'Yİ DOSTÇA ANALİZ EDERSEK

Ata Atun

Ata Atun Kıbrıs'ta İsrail'e Üs

Yusuf Kanlı

Yusuf Kanlı Dananın kuyruğu...

Advert


RSS Kaynağı | Yazar Girişi

Tasarım Ve Modül Geliştirme: Ertuğrul Başaran

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi